Apusent dağı kamp merkezi . Burada her tarafta mağaracılar var. Balkanlardan aynı arızaya bel bağlamış insanlarla hep beraberiz. Süper bu! Herkesin Srt setinin olduğu kaskı başında insanların toplandığı şahane bi ambiyans… Bu topluluğa Petzl mı Bmw mi? ya da Alfred Martel mi ? Alfred Hitchcock mu ? gibi Abuk anketler uygulasan sonuçları bellidir.
Ne yazık ki Ben bu mağaracılar diyarına son gün yetişiyorum. Sabah erken kalkıp bir koşu 5 km yaparken bazı mağaracılar daha erken kalkıp hazırlanıp kurtarma eğitimi için arabalara doluşmuş gidiyordu. Yolda hepsiyle selamlaştık. Canlarım benim. Kampa vardım.
Oana, "Hi five , vay five" bi şeyler derken Romanya’nın en derin (540 metre) mağarası V5 gideceğimizi anlıyorum. Bu da süper. İşte istediğim bu! Mağaranın ağzı bubi tuzağı gibi bir metre çapında var yok…
İçerde ise Alice harikalar diyarındaki küçük kapı gibi küçük demir bir kapıdan geçip ilerliyeceğiz. Bu sefer Apusent Dağı mağaracılar diyarındayız bakalım bizi nasıl süprizler bekliyor.
Mağaraya Oana, Norbert, Coti ve mağaranın içinde tanışacağım üç Macar mağaracıyla giriyoruz. Çok keyifli ve rahat ilerlerken bir anda her şey değişiyor.Ama yine de bizim için eğlence
sürüyor. Dört kişi (Coti, Norbert, Oanna ve ben) 188. Metredeki salondayken yukarıdakiler sel geldiğini haber verdiler.
Mağaranın çıkışı kapanmıştı. uzun süre daracık bir balkonda serpintinin altında beklemek zorunda kaldık. Bu be
kleyiş sırasında üşümemek için alüminyum battaniyeler altına bir birimize sarılarak şarkılar söyledik.
Ancak birkaç santimlik salınımlarla yukarı aşağu sağa sola ritimlerle dans ettik.
Mağaracılık teknikleri açısından bu hareketlerin yeri olması da bizim ısınmamızı sağladı. Ve moralimiz hep yüksekti.
Bu arada aşırı su yüzünden aslında bu dansın hiçte sağanak olmayan serpintiler altında yapıldığını söylemem gerek.
Giriş açıldığında partide ki eğlence doruk noktasına varmıştı artık ipten yerçekimine karşı süzülen yağ gibi ilerliyordu.
Dışarıdaysa Macar ekibin yanında getirdiği beyaz şarapla neşemiz tam yerine geldi.
Türk ekibine böyle incelikleri örnek olmalı. Mağara çıkışlarında sıcak kırmızı şarap, çikolata , şömine ateşi kendim için değil mağaracılığa teşvik olsun.
Çıkışta Ender, Razvan ve Adinaya bir heyecanla anlatmaya başlıyorum.. Romanyalara kadar gelip mağarada sel görmemek olur muydu?
Gece kapta kocaman kütüklerle dev bir ateş yakıldı. Cananla bir ara şarkı söyleyip göbek bile attık o derece keyfimiz yerinde. Şarkılar muhabetler derken bir ara Türk ekibinden (Özgün, Baturay, Selçuk ve ben) şarabın ve yayılmacı genlerinin etkisiyle halaya durdu neyse ki bu durum çabuk atlatıldı. Bundan sonraki günlerde Romanyanın yeşillikleri içinden köyleri ve şatolarını gezgdiğimiz Bükrteşin tarihi Caddelerinde dolaştığımız harika günler bizi bekliyor..
0 yorum:
Yorum Gönder