Benimde bu yazım trenlerden açıldı galiba..Trenle Eskişehir'e gideceğim. Ahmet tren'e yer bulamadı aynı saatte 1 saat sonraki trene zor bela bir bilet buldu. Tren ne kadar popüler olmuş da farkında değiliz. E tabi, öğrenci 7,5 tl yetişken 20 tl olursa, dolup taşması normal. Akşam 5:50'de tren kalktı ve 9:45'de Eskişehir'e vardık. ankara'dan dostlar tabii ki erken gelmiş civcivli Eskişehir yollarında volta atıyorlardı. Neyse 10 dakika bekledikten sonra bir baktım uzaktan ceyhun, sarmaş dolaş olduk. Emrah arkadan yine sarmaş dolaş..öpüştükten sonra Ahmet'i beklemeye koyulduk. 23:30 gibi o da geldi ve ceyhun'un arabasına atladık ver elini yenipazar.Ceyhun arabası da peugeot 307, havalı mı havalı yani...ama zavallı araba yenipazarın eski yollarında 2-3 defa altını vura vura gecenin bir vakti takım taklavatını bırakmadan vardık. Sarhoş polis mustafa ile "ben heryere giderim, her türlü mağaraya girerim" muhabbetini yaparken misafirhane'nin anahtarını aldıktan sonra koğuş gibi ama temiz ve düzgün odamıza yerleştik.
Ertesi sabah kahvehane'den biri bize gel gel yapıyor. Cemalettin bey'le buluşuyoruz. Hızlı bir kahvaltıdan sonra çay üzerine ihbarları konuşuyoruz..İhbarlar biri Tozman yaylası düdeni..Bu isim bana tanıdık geliyor ama neyse dedim...Vurduk kendimizi yollara ve ilk Tozman yaylasına çıktık.
bu yaylada ve civardaki jeolojik yapılanmada kireçtaşı kalınlığı çok fazla değil ve şapka gibi en üst taş örüntüyü kireçtaşı yapıyor. Yaylada 2 tane düden var. Birincisine girmek için hazırlık yaptık. Ağustos sıcağında gölgede 10 dakika giyinir gibi yaptıktan sonra haldır haldır mağaranın ağzına daha serin bir yere kaçtık.
Dar bir sürünmelik yerden (foto'da sağ altta kalıyor) girdik. İlk su girintisine geldiğimizde bir baktım suda balık yüzüyor, "ana aaa burada balık var millet" şeklinde şaşkınlık ifadelerinden sonra ekteki fotodaki balığı meşhur ettik. Bu mağarada her suda balık vardı, hem de bayağı. Sonradan öğrendik işin sırrını, düdene batan suyu az biraz yukarda set çekip gölet meydana getirmişler ve balık atmışlar. Zaman zaman bu gölet çok yağışlar da taştığı için oradaki balıklar hoppp! düden'e bir iki...
Mağaradaki su soğuk ve giderek cadı kazanları büyüyor büyüyor ve derinleşmeye başlıyor..Bu arada her yere kafamızı sokuyoruz gidiyor mu diye...En son bölümde yaklaşık çok derin, acayip soğuk ve 50-60 m giden devamlı bir suya geldik. Kah baca geçişleri yaparak kah öbür duvardan bir şekilde destek alarak ama hep suyun içinde, göğsümüze kadar, ilerledik Emrah ile. en sonunda tavan geldi ve 5 cm yer bıraktı bizlere. Emrah bir yerden çene altına gelecek kadar suya girse bile devam edemeyeceğimiz en azından dalarak devam edebiliriz hayali ile geriye ceyhun ve ahmet'in yanına döndük. Kısa bir ölçüm alalım mı almayalım mı muhabbetinden sonra "almayalım diye" karar verdik. Hemen hemen her yerden gelen kollar bize bayağı bir iş çıkartacaktı ve diğer ihbarlara da bakmak lazımdı. Su içinde bayağı üşümüştük sıcağa çıkınca oh dedik. İnsanoğlu bu 2 saat evvel sıcaktan kaçıyorduk, şimdi sıcağa kaçıyorduk...
Çıktık mağaradan ama bizi kesmedi tabi. Diğer düdene bakmaya karar verdik. İki düden arası kuş uçuş en fazla 200-300 m'dir. Birbirlerine çok yakın bu düdenlere farklı dereler batıyor. Arada yolda tulumlar üstümüzde 40 derece sıcakta güneşin altında yürüyoruz ama memnunuz. İkisinin arasında bir de obruk var dediler bizde ona da bakalım dedik ama kapalıydı. Diğer düden'e birileri girmiş Ankara'dan dediler. Neyse biz eksik kalmayalım dedik ve girdik. Burada kısa kısa 2-3 ip inişi var ve bizim uzun ipleri oralara kullanmak zorunda kaldık. E tabi gene her kola baka baka ilerledik ve başta ip çok lazım olmaz deyip, 1 tane ipi geride bırakmıştık ve biz gele gele büyük bir inişe geldik (toplamda 17 m gibi birşey). İp olmadığı için oradan döndük ama ben dejavu oldum çakılan dübelleri görünce. Bir anda 1980'lerin sonundaki yaptığımız mağaracılığa geri döndüm :))
| Mağaranın ikinci ağzından koyun leşinin yanından çıkarken |
Ertesi sabah kahvaltı'dan sonra klasik çay üzerine muhabbetimizi yaptıktan sonra gene yola koyulduk. Emrah'la ben varım. Tepe'nin üstünde bir obruk'tan bahsettiler, defineciler sallanmış 10 m gidiyormuş filan. Allah akıl fikir versin bu definecilere, yuh diyorum başka birşey demiyorum adamlar hery yerde ve her yeri kazıyorlar. Dürüstçe çalışsalar daha fazla para kazanırlar ama dürüst işe gelince tembel oluyorlar..Neyse meşelik ormanımsı yere daldık..oramız buramız takıla takıla bulduk yeri. 15m*10m çapında bir çöküntünün dibinde bir delik var. İndik çöküntüye..İki doğal bağlantı yaptıktan sonra hemen giyinen emrah, sallanıverdi aşağıya...İndikçe nefesi açıldı emrah'ın indikçe nefes açıldı. Bayağı bayağı nefes alıp vermesini rahatlıkla duyuyorum..."Emrah, hayırdır birşey mi var?" "yok abi"...Allah allah? "bitti burası". "ok gel gelirken iyi bak etrafına bari hiç olmazsa 2a haritasını çizeriz diyorum" "ok"....Çıkmaya başladı ama nefes dinmeyecek gibi...Geldi çıktı..Sanırım kahvaltı üstü aşırı adrenalin iyi gelmiyor bünyeye...:))
Çıktık ve arabaya gittik. Ee n'apcaz? bizi kesmedi bu. Düdene bir daha inelim ben çok merak ettim o inişten sonra gidiyor mu? bir de haritada uzunluk 700 m civarı bir şey yazıyor, halbuki yan kollarla beraber orası çok rahatlıkla 1000 m geçer uzunluğu. Kireçtaşının kalınlığı ve giren suyun aşağıda çıkan yer ile kot farkı yaklaşık 300 m. MTA'nın haritası -70 m'de bitiyor..yani acaba?
Daldık içeri bu sefer tüm ipleri alarak. en son bıraktığımız yere döşemeleri bir kere daha yaparak (çünkü toplamıştık ipleri) gitmemiz 1 saatimizi aldı. Hemen döşedik ve indik. Şahane güzel bir inişin sonunda henüz yeni yeni traverten kaplamaya başlamış yeni oluşumlar gördük. Mağara gidiyordu soru işaretinin olduğu yerde ve bizde heyecanla devam ettik..yatay bir parkurdan sonra bir 8 m'lik iniş daha geldi..Acayip sevindim yeni keşif diye taa ki dübeli görene kadar. hayda buyur burdan yak...MTA gelmediğine göre bu dübeli kim çaktı buraya MAD mı?.. MAD'da öyle dübel çakmaz ki? Neyse oradan da indik. Mağara yatay bir parkurdan sonra hafif mağara gidiş yönüne doğru 15 derecelik eğimli yeni bir fay hattına girdi. Hagada Hugada devam ediyoruz..ediyoruz derken yaklaşık -90-100 m arası bir yerdeyiz. Sözün bittiği derin suyun başladığı yere geldik. Derin bir gölle sifon yapıyor ama gölün kenarından görebiliyorsun alta doğru devam ediyor mağara da biz gidemiyoruz. Bir anda hayal kırıklığı yaşadım. Neyse ki 10 dakika sonra geçti sonuçta iki kişi canavar gibi -100 m derin, 800 m uzunluğunda bir mağaranın dibini görmüş olduk. HAKAN devreye gir hocam, dal şuraya da devam ettirelim mağarayı diye Hakan'ın kulaklarını çınlattım.
Tam söz verdiğimiz gibi akşam 5:15 gibi dışarı çıkmıştık. Arabayı yaklaşık bir 10-15 dakika bekledik. Neyse ki araba göründü tam önümüzde yavaşlayıp "takır takır" etti ve durdu. Duruş o duruş bir daha çalıştıramadık. Meğersem trigger kayışı kopmuş.."Sıçtık dedim" kendi kendime..Mihailgazi'den kalkan 7:30 minibüse ulaşmamız lazım. Neyse Cemallettin abi allem etti kallem etti birilerini çağırdı ve biz yaklaşık 20 dakika sonra Renault Toros SW içinde yaylalardan kendimizi mihail'e inerken bulduk.
bu arada, belediye başkanının bize yardım etmemesi tuhafımıza gitti, bende cemalettin abi "başkana getirdiğimiz dergiye el koy ve verme dedim senin olsun"..
Mihailgazi'den minibüs, Eskişehir içinde taksi, ve nihayet hızlı tren'le ankara. bu arada ilk defa hızlı tren'e bindim. Oldukça konforlu ve hoş bir tren. Vallahi de billahi de 250 km'yi gördüm...Arada hızlı gidiyor allahı var.
Saat artık sabahın 1:46'sı, yan odada emrah uyuyor sağolsun beni evinde misafir ediyor. Bende manyamış gibi yazıyorum artık yeter..
Sabah selim, serdar bayarı ve belki koray'ı gördükten sonra tren'le Istanbul.
Herkese selamlar. Müthiş ve bol mağaralı bir haftasonu geçirdik. bu trenle mağaraya gitmek hoşuma gitti. Eskişehir'e daha sık gelmeliyiz.. Düşünsenize 15 kişi trende, 4,5 saat yiyip, içip eğleniyor sonra mağaraya giriyor...güzel güzel yapalım derim.